AnasayfaGENEL BİLGİLERİNSAN HAKLARI İHLALLERİULUSLAR ARASI BOYUTTA PATANİ SORUNU

GENEL BİLGİLER:

COĞRAFİ KONUM

DOĞAL KAYNAKLAR

DEMOGRAFİK YAPI

SOSYO-EKONOMİK DURUM

SOSYAL YAŞAM

TARİHİ SÜREÇ

Genel:

Anasayfa

KRONOLOJİ

TARİHİ KRUE-SE CAMİİ'NİN ÖYKÜSÜ

BİYOGRAFİ

İHH GEZİ NOTLARI VE GÖZLEMLER

Tayland'ın Patani'yi İlhakı

Tayland (Siyam Krallığı), 19. yüzyılın sonlarına kadar güneyindeki tüm Malay sultanlık ve krallıklara hâkim konumdaydı. Fakat Avrupalı sömürgeci güçlerin yayılmasıyla Tayland, sahip olduğu bu toprakları kaybetmeye başladı. Tüm Güneydoğu Asya bölgelerinde var olan sömürgecilik Siyam Krallığı’nı doğrudan etkilemese de, zayıflatmakta ve etkisi altına almaktaydı. 1868–1910 yıllarında tahtta kalan Kral Çulalonkorn, statükoyu bozarak 1901 ve 1902 yıllarında eyaletlerin doğrudan Bangkok’tan yönetilmesini öngören, Tesaphiban (İdari Merkezileştirme) adını verdiği idari reformlarla Patani’deki bütün sultanlık ve krallıkları fesh etti.
Çulalonkorn’un idari reform hareketleriyle Patani’nin yedi eyaletinin yönetimi birleştirilerek Siyam idaresine bağlandı. “Yedi Eyalet Bölgesi” olarak adlandırılan bu uygulamayla bu bölgelerden vergi alınmayacaktı, fakat hazine Siyam Krallığı tarafından kontrol edilecekti. Bunun yanında ticari faaliyetler de merkezî yönetimin kontrolü altında olacaktı. Siyam Devleti tarafından toplanan yıllık vergiler daha da artırıldı. Asilzadelerin akraba ve arkadaşlarına yapılan vergi muafiyetleri de kaldırıldı.
Siyam Krallığı, o güne kadar hâkimiyeti altında olan Malay sultanlıklarındaki uygulamalar konusunda, bölge halkını isyana teşvik etmemek için dikkatli davranıyordu. Siyam yönetimi, Malay sultanlıkları ve krallık arasındaki dinî farklılıkları gözeterek bu sultanlıkların kendi İslami hükümlerine tâbi olmasına müsamaha gösterirken, bu hükümleri, Tay kanunları içerisinde dönüştürerek Malay halkın yavaş yavaş Siyam kanunlarına uymasını amaçlıyordu. Böylelikle Çulalonkorn’un reform hareketiyle Patani’nin özerkliği, mutlak monarşi altında ezilmeye başladı. Bu reform sonucunda ülkede tek bir yasal sistem uygulamasına geçilmesiyle, Malay sultanlıklarının kendi hukuklarını uygulaması da büyük ölçüde kısıtlandı. İdari merkezileştirme adı altında, İngiltere’nin sömürgelerindeki uygulamalarını örnek alan bu reform, evlilik ve miras hukuku dışındaki tüm alanları kontrol altına almayı amaçlıyordu. Bununla İslam hukuku ve Adat Malayu (Malay örf adet ve hukuku) tamamen yürürlükten kaldırıldı. Evlilik ve miras hukukunda bile son karar mercii Siyam hakimiydi.

Reformların hemen ardından Patani’de, Tay yönetimine karşı direniş hareketleri baş gösterdi. Patani sultanları, yerel yönetimlerin otoritesini büyük ölçüde kısıtlayan bu reform karşısında çareyi İngilizlerden yardım talep etmekte buldular. 1901’de Patani Racası Abdülkadir Kamaruddin, Singapur’daki İngiliz valisine konuyla ilgili şikayetlerini içeren bir mektup yazarak, duruma müdahale etmelerini istedi. Fakat İngiltere, İngiliz sömürgesi Hindistan ile Fransa sömürgesi Vietnam ve Kamboçya arasında tampon bölge konumunda olan Siyam Krallığı’nın düşmanlığını kazanmak istemiyordu. Bunun yanında Almanlar, Bangkok’un şu an Malezya sınırları içinde olan Lankavi Adası’nda bir maden kömürü ocağı kurma hususunda Siyam Krallığı’ndan imtiyaz talep ediyorlardı. Ruslar ve Fransızlar arasında Kra kıstağı boyunca bir kanal inşası konusunda anlaşmazlık vardı. Bu yüzden İngilizlerin Siyam’a karşı tavır almaları, krallığı, bölgedeki diğer sömürge güçlerinin kucağına itebilirdi. Böylelikle İngilizler, Siyam’la ilişkilerin devam ettirilmesinden yana karar aldılar.
1902’nin başında asilzadelerin tüm yetkileri ve bölgelerin kontrolü Bangkok’taki bürokratlara devredildi. Siyam Krallığı, Patani bölgelerine tayin ettiği valiler konusunda halkla çatışmamak için hassas davranıyordu. Fakat bu durum, Patanililer ile Taylar arasındaki çatışmayı sona erdiremedi. Yönetime gelen Siyam idareciler, Malay halkına, kültürüne, en önemlisi de diline tamamen yabancıydılar. Böylelikle Malay sultanların Siyam bürokratlara olan kini günden güne artıyordu. Malay sultanların İngilizlerden destek alamayışı, onları Siyam’ın entegrasyon planlarına direnmekten alıkoymadı. Malay idareciler, yetkilerini vermeyi kabul etmeyerek, Siyam yönetimini boykot etme girişiminde bulundular.
İdari Merkezileştirme Reformu’na tabi olmayan Patani Racası Abdulkadir, 1903’te Bangkok’a karşı ilk siyasi direniş hareketini başlattı. Raca Abdülkadir, bu direniş hareketini iki strateji üzerinde şekillendirmişti. Stratejilerden ilki, Malay aristokratların, bölgeye atanan Tay idarecilere itaatsizliği temelinde bölgede güçlü bir halk direnişi oluşturmaktı. Stratejinin ikinci kısmı ise, bölgede nüfuzunu arttıran İngilizlerden Siyam Krallığı’na karşı yardım istemekti. Bu durum, Siyam idarecileri oldukça endişelendirdi. Çünkü Siyam, bölgede yayılma gösteren İngiltere’nin kıskacı içine girmekteydi. Malaya’ya hakim olan İngilizler, bu fırsatı çok iyi değerlendirebilir ve tüm Malay sultanlıklarını himayeleri altına alabilirlerdi. Planın ilk aşaması gereği Patani racaları, hiçbir Tay yetkiliyle diyaloğa girmeyerek Siyam yönetimini boykot etmeye başladılar. Bu durum, Tay yetkililerini oldukça endişelendirdi. Çünkü Tay yönetimi yerel yöneticilerin yardımı olmadan bölgeye hâkim olamazdı. Bu arada, yönetimin devri sürecinde idari bir boşluk oluşmuş ve bazı Malay sultanlıklar bu durumdan faydalanmak istemişlerdi. Üç Malay sultanlıkta; Raman, Sayburi ve Legeh’te isyanlar başladı. Tayland buradaki direnişin Kılantan’a yayılmasından korkuyordu. Çünkü bu durum, İngilizlerin bölgeye müdahale etmesi için iyi bir bahane olabilirdi.

Bu arada Raca Abdulkadir, Kılantan’da bulunan asilzadelerin yanında dinî liderleri de direnişe destek konusunda ikna ederek aristokrat sınıfla başlayan mücadelesine din motifini de ekledi. Sonunda Tay Hükümeti, direnişin daha fazla ilerlemesini engellemek için Raca Abdülkadir’i ve direniş gösteren üç eyaletin sultanlarını görevlerinden alarak hapse attı. Patani Sultanlığı, tarihî ve ekonomik konumundan dolayı Siyam hükümranlığı süresince buradaki Malay eyaletlerinin başkenti olarak kabul edilmekteydi. Bu yüzden Patani Racası Abdülkadir Kamaruddin’in direnişi, Siyam tarafından en tehlikelisi olarak görülüyordu. 1903’te 10 yıl hapse mahkum edilen Tınku Abdülkadir, 3 yıl kadar hapiste kaldıktan sonra bir daha siyasi faaliyetlere karışmaması sözüne karşılık 1905’te serbest bırakıldı.
Reform uygulamalarının tamamlandığı 1906 yılında, 1902’de yürürlüğe giren “Yedi Eyalet Bölgesi” uygulamasında tekrar düzenlemeye gidildi ve bu yedi bölge Monton Patani (Patani Çemberi) adı altında Patani, Bangnara, Sayburi ve Yala olarak dört bölge altında birleştirildi. Kıdah eyaletinin bir kısmı da bu çember içerisine katıldı. Bu kısım daha sonra Satun olarak isimlendirildi.
Bunun üzerine, bu dört bölgede bulunan Malaylar tekrar bir isyan dönemine girdi. Toprakları bu isyanlarla tehlikeye giren İngiltere, Kılantan ve Tiringano’daki Siyam kontrolüne son vererek, Siyam yönetimini bir sınır anlaşması yapmaya zorladı. 10 Mart 1909’da yürürlüğe giren Anglo-Siyam Antlaşması’yla, Kıdah’la beraber, yine Malezya’nın şimdiki Tayland sınır eyaletleri olan Perlis, Kılantan ve Tiringano’nun İngiliz sömürge topraklarına katılmasıyla Malezya ve Tayland arasındaki günümüz sınırları oluşturuldu. Bu antlaşma sonunda, İngiliz ve Siyam yönetiminin Malay tebaaları arasındaki paslaşmalarıyla Kıdah, Kılantan, Tiringano ve Perlis, İngiltere’ye; Satun ve Patani ise Siyam yönetimine verildi. Bunun da ötesinde İngiltere, Tayland’daki topraklarından vazgeçti. 1909’da, yedi eyalet bölgesi uygulamasında tekrar bir düzenlemeye gidilerek Patani, Narativat ve Yala olmak üzere üç bölge oluşturuldu ve Malay yöneticiler görevlerinden alınarak Tay yöneticilerle değiştirildi.
1902’de başlayan zorunlu entegrasyon, bu tarihten sonra da devam etti. 1910–1925 yılları arasında göreve gelen Siyam Kralı VI Rama, krallığı içindeki tüm unsurları, Budizm, din ve kral üçlemesi vurgusuyla, tek bir millet olarak birleştirme çalışmalarına başladı. Bu doğrultuda ilk hedefi eğitim oldu. Özellikle Malaylar için büyük öneme sahip olan pondoklara Siyamist ve Budist unsurların karıştırılmaya çalışılması ve Tayca’nın zorunlu dil haline getirilmesi büyük tepkilere neden oldu. Halk, aristokrat sınıfın ve dinî liderlerin öncülüğünde Siyam’a karşı ayaklandı. O ana kadar genelde aristokratların öncü olduğu direniş hareketlerinde dinî liderler de etkin olmaya başladı. Patani’deki İslam alimleri, İslami olmayan bir yönetime tâbi olmanın haram olduğu vurgusuyla ayaklanmalar başlattılar. Bunlardan en önemlileri, Sufi şeyhleri olan To’tae’nin 1910’da ve Hacı Bula’nın 1911’de Yala ve Patani’de başlattıkları isyanlardır. Fakat bu isyanlar Tay yönetimi tarafından bastırılmıştır.
Bu arada Patani’nin devrik Sultanı Tınku Abdülkadir ise, 1915’te Patani’yi terk ederek İngiliz sömürge toprakları içerisinde bulunan Kılantan’a gitti ve mücadelesine burada devam etmeye karar verdi. Tınku Abdülkadir, 1921’de Zorunlu İlköğretim Kanunu ve 1922’de vergi reformunun uygulamaya geçmesine tepki olarak, Patani tarihinde, dinî liderlerin ve aristokratların ilk kez ortaklaşa yürüttükleri en meşhur isyan olan Ban-Namsay isyanını başlattı. Dinî liderlerin ve aristokratların beraber yürüttükleri bu isyanlar sırasında, Abdülkadir’in akrabaları ve dinî liderlerin önderliğinde Patani’de Tay ordularıyla büyük çatışmalar meydana geldi. Tay ordusu isyanı şiddetli bir şekilde bastırdı ve birçok Patanili lideri katletti.
1923’e kadar bölgede isyanların artmasıyla, Siyam bu isyanları durdurmak için asimilasyon politikalarında bazı düzenlemelere gitti. Çünkü buradaki isyanın büyümesiyle, Siyam için her zaman bir tehdit unsuru olan İngiltere’nin bölgeye hakim olması söz konusuydu. 1931’de Monton sistemine son verildi ve Sayburi ile Patani birleştirilerek tek bir eyalet haline getirildi. Müslümanların vergilendirilmesinde ve zorunlu eğitim politikalarında daha hafif uygulamalara gidildi. Özellikle 1932’de Tayland’da meşrutiyetin ilanından sonra, Patani’de siyasi katılım serbestliği ve ekonomik gelişmelerle beraber Malaylar ve Tayland arasındaki ilişkiler daha ılımlı bir hal aldı. Böylelikle kültürel ve siyasi entegrasyon politikasının en az etkin olduğu 1923 ile 1938 arasındaki bu süreçte, Patani’deki direniş hareketleri duruldu. Tay siyasetindeki bu rahatlamayla, Malay liderler arasında Tay siyasetine katılmanın kendi lehlerinde olabileceğine dair bir kanaat oluşmaya başladı. Çünkü, bir zamanlar birleşmeyi düşündükleri ve İngiliz sömürgesi olan Malaya’nın, Patani direnişine katkısının olmayacağını anlamışlardı. Bu arada 1903’ten beri Patani’de isyan hareketlerini başlatan devrik sultan Tınku Abdulkadir Kamaruddin 1933 yılında vefat etti. Bunun üzerine lidersiz kalan Müslümanlar, Tayland’da siyasete girme yolunu seçtiler. Patanililer, 1933 ve 1937’de gerçekleştirilen iki seçime de geniş ölçüde katılım gösterdiler. Seçimler sonunda, Müslüman delegeler Satun hariç dört eyaletin tümünde parlamentoya girme hakkı kazandılar. Tayland’da yönetimde bulunan Halk Partisi, Patani halkını Tay siyasetinde büyük ölçüde dikkate almaktaydı. Böylelikle yönetim, Malayları siyasi hayata katarak, entegrasyonu sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmeyi hedeflemekteydi. Fakat bu rahatlama süreci, 1938’de yönetime gelen askerî rejimle büyük oranda sekteye uğradı. Yeni lider Mareşal Pibul Songram, azınlıkların hızlı bir asimilasyon sürecine girmeleri için katı politikalar içeren bir reform programı başlattı. 1932’de Siyam Krallığı’nın mutlak monarşi sisteminin kaldırılmasından bu tarihe kadar, ülkede bu denli yoğun bir milliyetçi modernist reform süreci görülmemişti.
1939’da tüm Siyam’da, Tay Devlet Kanunları (Thai Ratthaniyom) yürürlüğe konuldu. Bu tarihe kadar Siyam olarak bilinen ülke, “Tayland” ismini aldı. Tüm azınlık gruplarını kültürel asimilasyonla eritmeyi amaçlayan bu yasanın mimarı Pibul, “Büyük Tayland” rüyasıyla I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği bu yıllarda yine bu savaşın ürettiği uluslararası milliyetçi akımlardan esinlenmişti. Tay milliyetçiliği ve Taycılık fikrinin hakim olduğu Tay Devlet Kanunu’yla azınlıklar, Taylar gibi giyinmeye, Tayca konuşmaya, bunun da ötesinde Budizm’e tabi olmaya zorlandılar. Bu yasanın en çok zorladığı azınlık ise Malaylardı. Müslüman Malaylar, diğer azınlıklardan sosyal, kültürel ve dinî olarak oldukça farklıydılar. Müslümanların Tay elbiseleri giyip, Budist din törenlerine katılması imkansızdı. Henüz bu yasayı kabullenememiş Malaylar için 1944’te durum daha da kötüleşti. Bölgede İslami uygulamalar ve Malay dili yasaklandı. Bu dönemde gündeme gelen “Güney Tayları” ya da “Tay Müslümanları” ifadeleri, Tayland’ın kendi bünyesinde farklı dinden ziyade, farklı etnik gruplara müsamaha göstermediğinin bir belirtisiydi.

Bu süre zarfında devam eden ve dünya dengelerini alt üst eden II. Dünya Savaşı entrikalarına Patani Malayları da kurban gitmişti. 1941’de Pasifik Savaşı’nın çıkmasına kadar asimilasyon politikalarını sürdüren Tayland, savaşın patlak vermesiyle Malay topraklarında İngiltere’ye karşı Japonya ile ittifak yaptı. Tayland bu ittifakla, 1909’da Anglo-Siyam Antlaşması’yla İngilizlerin eline geçen Malay eyaletlerini geri almak istiyordu. Savaş sonunda Japonlar, İngilizlerden aldıkları Kıdah, Perlis, Tiringano ve Kılantan bölgelerini Tayland’a verdiler. Bu durum görünüşte olumsuz bir gelişme olsa da, Patanili Malayların işine gelmişti. Çünkü Patanililerin, İngiliz sömürgesi altındaki diğer Malay eyaletleriyle bir araya gelmeleri, Tayland’a karşı daha büyük bir direniş göstermeleri için bir fırsat olabilirdi.
Devrik Patani Sultanı Tınku Abdülkadir’in oğlu Tınku Muhyiddin bu durumdan faydalanarak Kılantan’a gitti ve buradaki Patanilileri, İngilizlerin desteğiyle Japonya aleyhine örgütledi. İngilizler, Patani Malaylarına Japonya’yı bu bölgeden çıkarmak için kendileriyle ittifak yapmaları halinde, özgürlüklerini iade edeceği teminatını vermişti. Böylelikle Malaylar Japonya’ya gerilla saldırıları düzenlemeye başladılar. 1945’te Japonya’nın savaşı kaybetmesiyle Patani semalarında kısa bir süreliğine de olsa Patani Raya (Büyük Patani) Devleti bayrağı sallandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Güneydoğu Asya’yı da etkisi altına alan komünist akım, Çin, İndo-Çin ve Malaya’da hızla yayılmaktaydı. Savaş sonrasında, hâlâ bir İngiliz sömürgesi olan Malaya’da (bugünkü Malezya) Komünist Malaya Partisi kuruldu. Bunun yanında yine Malaya’da, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan milliyetçi akımlara paralel olarak Milliyetçi Malay Partisi kurulmuştu. İki parti de Malaya’nın Tayland’a, yani Patani’ye sınır bölgesinde konumlanmıştı. Tayland bu iki grubun güneyindeki Patanilileri etkileyip ayaklanmaya neden olacağı korkusuyla, İngiltere ile iş birliği yaptı ve iki devlet arasında ortak operasyonlar başlatıldı. Böylelikle, Tayland’ın komünizm karşıtı Pibul yönetimi bu devletler arasında tampon bölge olma özelliğini korumaktaydı. Sonunda II. Dünya Savaşı’nın diğer bir ürünü olan yeni dünya devleti ABD’nin baskısıyla İngiltere, Tayland’ın istikrarının korunmasını sağlamak için, Patani’yi 1945 yılında tekrar bu ülkeye geri verdi. Buna karşılık Tay hükümeti; Tiringano, Kıdah ve Perlis’in İngiliz sömürgesi olan Malaya’ya katılmasına izin verdi. Patani’nin de İngiliz sömürgesi olan Malaya’ya katılması ve bu konuda İngilizlerin onlara yardım edeceği beklentisinde olan Patanili liderler, büyük bir hayal kırıklığına uğradı.
Bu arada Tayland’da 1944’te askerî yönetimin el değiştirmesi ve Patanililere karşı daha olumlu bakan bir hükümetin göreve gelmesiyle, ülkedeki asimilasyon süreci yavaşladı. Çünkü aşırı milliyetçi yönetimle Patani’de artan gerginlik, 1946 sonlarında göreve gelen yeni hükümeti oldukça endişelendirmişti. İngiltere ve Tayland arasında Patani üzerindeki tarihî paslaşmalara rağmen Tayland, İngiltere’yi hâlâ büyük bir tehlike olarak görmekteydi. Bangkok, Malaylara uygulanan katı politikalar nedeniyle Patanililerin İngilizlerle tekrar bir anlaşmaya gitmesinden korkuyordu. Ilımlı Pridi Fanomyong hükümeti yeni bir yasayı yürürlüğe koyarak asimilasyon sürecindeki katı politikaları hafifletti.
Kültürel asimilasyondan çok siyasi entegrasyonu amaçlayan yeni hükümet, geçmiş dönemin yarattığı problemleri gidermek için 1946’da, “İslam’ı Destekleme Kanunu”nu yürürlüğe koydu. Bu kanunla, Cuma günlerinin Patanililer için yeniden tatil günü ilan edilmesine karar verildi ve Müslümanlara evlilik, miras gibi işlemlerde, İslam hukukuna başvurma serbestliği getirildi. Yine bu reformla Müslümanlar için, kralın danışmanı statüsünde Çularajmontri (Müftülük) kurumu oluşturuldu. Bu kurum, ülke genelindeki tüm Müslümanları milli düzeyde temsil eden Merkezi İslam Komitesi’ni oluşturdu. Müftülük ya da Şeyh’ül İslam’la aynı işlevde olan Çularajmontri, 17. yüzyılda Ayuthaya Tay Krallığı’nın, boyunduruğu altındaki Müslümanlar için oluşturduğu bir kurumdu. Kral, güvendiği Müslüman bir lideri, Müslümanlarla ilgili işlerde danışmanı olarak tayin ediyordu. 1932’ye kadar devam eden bu uygulama, bu yıldaki ihtilalle birlikte kaldırılmıştı. Fakat diktatör Pibul yönetimi sırasında Patani’de baş gösteren ayaklanmalar nedeniyle böyle bir kuruma tekrar ihtiyaç duyuldu. 1947 darbesiyle tekrar başa gelen Pibul yönetimi, zamanın mevcut Şeyh’ül İslam’ını Kılantan’a sürgüne yolladı. Bu kurumu kralın danışmanı statüsünden çıkararak hükümetin kontrolü altına aldı.

Darbe öncesinde kendilerini hala baskı altında hisseden Patanililer, direnişlerine devam etmekte kararlıydılar. Endonezya ve Malezya’daki milliyetçi hareketler, Patanililerin bu kararlılıklarını güçlendirmişti. Bu dönemde Mekke’de eğitim görmüş ve reformist fikirlere sahip olan Hacı Sulong’un yönettiği İslam Âlimleri Meclisi’nin başlattığı özgürlük hareketi, Patani direnişine yeni bir ivme kazandırdı. Dinî bir lider öncülüğünde başlatılması yönünden bir ilk olan bu hareket, Patani tarihinde önemli bir girişimdi. Hacı Sulong 1947’de Patani Halk Hareketini (PPM) kurarak, 1941 Atlantik Anlaşması’na göre bütün milletler için geçerli self-determinasyon hakkına başvurarak özerklik talebinde bulundu. Böylelikle Hacı Sulong Patani meselesini uluslararası hukuk çerçevesinde çözme yolunu denedi. 3 Nisan 1947 yılında bu meclisin başkanı Hacı Sulong, Patani bölgesi adına Tayland hükümetine bir dilekçe yolladı. Dilekçe ile öne sürdüğü talepler şöyle idi:

Bu yedi talebi içeren dilekçe, bağımsızlıktan ziyade, Patani’nin kültürel varlığını ve kendine özgü kimliğini koruması için bölgesel özerklik statüsünü hedeflemekteydi. Bunun anlamı, Patani Malaylarının kendi geleneksel hayatlarını ve dini yaşantılarını idame ettirmek istemeleriydi.
Narativat’taki 55 lider ve Satun’daki Müslümanlar, Hacı Sulong’un ardından benzer talepler içeren dilekçelerini Tay yönetimine gönderdiler. Bu taleplerden ilki hariç, diğerleri ılımlı Pridi hükümeti tarafından kabul edildi. Fakat eski milliyetçi lider Pibul’un Kasım 1947’de darbeyle tekrar idareye gelmesiyle Patani’de gerginlik yeniden tırmandı. Bunun üzerine, Tay yönetimini gönderdikleri dilekçeyi kabule zorlamak amacıyla Hacı Sulong kendi bölgelerindeki genel seçimleri boykot kararı aldı. Bu kararın ardından, 16 Ocak 1948’de Hacı Sulong ve üç arkadaşı devlete ihanet suçuyla tutuklandı. Patanililer bu olaya büyük bir tepki göstererek Şubat ayı içerisinde Patani, Yala, Narativat’ın farklı bölgelerinde olaylar çıkardılar. Bu çatışmalar sonrasında dört eyalette yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Bu çatışmaların en ciddisi 26-28 Nisan 1948’de Narativat’ın Rangae kasabasının Dusun Niyor köyünde meydana geldi. Polisle halk arasında iki gün süren çatışmalar sonunda 100’den fazla Patanili köylü öldürüldü ve yaklaşık 6000 kadar Patanili, Malaya’ya kaçtı.

250 bin kadar Patanili, Tayland’dan ayrılmak ve Malay Federasyonu’na katılmak istediklerini belirten dilekçeyi BM’ye yolladı. Patanililerin BM’ye başvurmasıyla olayın uluslararası boyuta taşınmasından korkan Bangkok hükümeti, Narativat’ta konumlanan komünistlerle savaşma bahanesiyle bölgeye üç tabur asker yollayarak, burada sıkıyönetim ilan etti ve dilekçeye imza atmış olanların çoğunu hapse attı. Böylelikle Patani meselesi, BM ve Arap Birliği başta olmak üzere ilk kez uluslararası toplumun gündemine girdi.
Hacı Sulong ve arkadaşlarının yaklaşık bir yıl süren mahkemeleri 24 Şubat 1949’da bitti. Mahkeme Hacı Sulong ve arkadaşlarını yönetim karşıtı broşürler hazırlayıp halka dağıtmaktan, üç yıl hapis cezasına çarptırdı. Hapisten çıktıktan iki yıl sonra polis soruşturması için Songla bölge karakoluna çağrıldılar. 13 Nisan 1954’te Hacı Sulong, büyük oğlu ve diğer iki Malay lider Hacı Vae Samae Muhammed ve Çi Sahak Yusuf, Songla’ya giderken ortadan kayboldular. Patani’de bugüne kadar var olan inanışa göre Hacı Sulong, oğlu ve arkadaşları Tay polisi tarafından öldürülmüştür. Bu olay, Patani halkının zihninde unutulmayacak derin bir yara açmıştır.
Patani hareketini elit isyanı olmaktan çıkararak milliyetçi ve dinî grupları tek bir çatı altında toplayan Hacı Sulong, Patani direniş tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Onun direnişi, kendisinden önceki elitlerin güç ve yetki kazanma çabalarından farklılaşarak Malay milliyetçiliğini İslami motifler içinde canlandırmıştır. Bu bakımdan Hacı Sulong Patani direniş tarihinin bir sembolü haline gelmiştir.
Patani Malayları liderlerini kaybetmiş olmalarına rağmen bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmediler. Diğer komşu devletler Malezya ve Endonezya, buradaki dört Malay eyaletinin Malezya Federasyonu ya da Endonezya Cumhuriyeti’ne katılmasını talep etmekteydi. Bu arada, bölgede hakimiyetini sürdürmekte olan sömürge devleti İngiltere ve totaliter Tay hükümeti arasındaki ilişkiler, tatmin edici bir seviyeye ulaşmıştı. Öyle ki İngilizler Tayland’a, Patani’deki direnişi durdurmak için yardımda bulunmayı dahi teklif etmişlerdir. Bu arada birçok Patanili, İngiliz sömürgesi altında bulunan Malay Federasyonu’na katılma fikrinden vazgeçmişti. Bunun yanında, sömürge yönetimindeki Malay toprakları Patani’den daha fakir durumdaydı. Bu nedenle Patani halkı “tam bağımsızlık” için mücadele etmeye karar verdi.